15 Temmuz öncesi her kafadan çıkan Millet bölündü söylemleri gitti.
Mevzu Vatan ise gerisi teferruatı tarihsel bir şekilde yaşadık.
Her türlü zıt düşüncelerimizi, fikir ayrılıklarımızı, siyasal ya da yaşamın diğer alanlarına dair farklı görüşlerimizi rafa kaldırdık ve hep bir elden, tek ses, tek yürek olarak Devletimize milletimize, bayrağımıza birlikte sahip çıktık.
Vatan bizim ortak namusumuzdu ve biz onun için sırt sırta verebildik.
Demokrasi meydanında neler görmedik ki…
Aynı siyasi hareketin içerisinde olup, düne kadar bırakın bir masa da oturup çay içmeyi, adları anılınca oldukları yeri terk edenlerin sarmaş dolaş olmalarını mı görmedik?
Yoksa farklı freksiyonlarda birbirlerinin düşüncelerine katılmayan ve ciddi ciddi fikir tartışmaları yapan, bu tartışmaları zaman zaman en sert boyuta getirip köprüleri atanların, tüm karşıt fikirlerini rafa kaldırıp birlik mesajı vermelerini mi?
Tam bir Demokrasi şölenine döndü Meydanımız.
Sözü olanın sözünün ne olduğuna bakılmadan mikrofon uzatıldı kendisine. Mikrofonu eline alan da kimseyi kırmadan, hiçbir şeyi dökmeden fikrini özgürce ifade etti.
Dik duruşumuzun resmini çizdik yine hep birlikte.
Çok güzel hareketler temaşa ettik.
Çok güzeldi insanların birbiri ile her şeyi unutarak kucaklaşması.
Zaman zaman gördüğümüz manzaralarda gözlerimiz yaşardı.
‘Gözlerimle görsem Dünyada inanmam’ şaşkınlığı ile izledik bunları.
Dünyada gördük ve bu kez inandık!
Zıt fikirlerimizin, karşıt görüşlerimizin her birinin belki de aslında daha iyi bir dünya da yaşama amacı olduğunu, belki de ahiretimize giden yolda inandığımız diğer Dünya’yı kazanmak için mücadele etmenin farklı yolu olduğunu gördük.
Darbe girişimi sonrası yaşadıklarımız bizi büyüttü.
Çok şey öğrendik.
Ders aldık.
Aldığımız ders umarım ki bizlere ayrı düşüncelere saygı duymayı öğretmiştir.
Ön yargılı düşüncelerden arınıp niyet okumalarımıza son verdirir bu ders bize inşallah.
İnşallah bu böyle devam eder.
Duam o ki Allah bu Milletin birliğine dirliğine diriliğine zeval vermesin.
Amin.
ALİ HOCA GİDİP ÇÖPLÜĞÜNÜ TEMİZLESİN!
Yazmadan geçemedim.
Darbe gecesi yaşanan bir konu vardı geçen haftanın gündeminde.
Mevzu şu ki darbe girişimi başladığı saatlerde birçok Sakaryalı hemen meydana indi.
Meydana inenlerin başında AK Parti Sakarya İl Başkanı Fevzi Kılıç’ta vardı.
Kılıç daha çabuk ve daha çok insanın meydanlara inmesi için İl müftüsünü arayarak ‘Sala’ verilmesini istedi.
İl Müftüsü o an belki de istemsizce ya da ne olduğunu anlayamadığı için Kılıç’a ‘Validen yazılı emir getirin’ deme gafletinde bulundu.
Akabinde aynı gafleti bir kez daha göstererek Vali yardımcısını da aynı şeyi söyledi.
Sonra emir gitti mi gitmedi mi bilinmez ama Sala istenen saatten epey sonra verilebildi.
Başından beri bildiğim bu süreci Adapostası Haber Müdürü Hüseyin Cumalı gazetesinin manşetine taşıdı.
Biz de gazete manşetine çıkan bu haberi oradan iktibas ederek küçük bir değişiklikle MedyaRota.Com da yayınladık.
İl Başkanı ve Vali yardımcısının net ifadeler ile olayı anlatmalarına rağmen Diyanet-sen Sakarya şube başkanı Ali Güzeldal skandal bir açıklama yaptı.
Ali Güzeldal kendince Müftüyü savunmak adına İl Başkanını, Vali yardımcısını ve de haberi yapan, kullanan gazetecileri FETÖ mensupları, destekçileri, yandaş ve hala kendini gizleyebilenler olarak ilan etti.
Ali Hoca’ya sormak gerekmez mi şimdi, ‘kendi başında olduğu sendika da belki de yüzlerce FETÖ’CÜ var iken yaptığın bu açıklama hedef şaşırtma amacı mı taşıyor’ diye?
Hocam, haddim değil sizler gibi din adamlarına bir şey ifade etmek ama…
Darbe girişiminin en başından değil, bu şerefsizlerin ipliklerinin pazara çıkarıldığı 17-25 Aralıktan bu yana bunlar ile savaşan bizlere, İl başkanına ve Vali yardımcısına bu iftira attığınız için tövbe edin ve kendi gidip çöplüğünüzü temizleyin.!
Vesselam.









